Gerek sınav haftasının vermiş olduğu gerginlik, gerekse şu an içinde bulunduğum soğuk algınlığı hastalığından dolayı biraz dinlenmem şart oldu. Bu saydığım şartlar sağlandığında herhalde en güzel dinlenme biçimi, sıcak bir içecek içerken, yatakta uzanıp ilgi çekici bir film izlemektir. Tabi zevkinize göre dizi de olur 🙂 . Bende bisiklet gruplarında bahsi geçen Türkçeye anlam veremediğim şekilde “Son Efsane” olarak çevrilen “The Program” filmini izledim.

The Program, bisiklet severler ve bu sporla ilgilenenler için bir efsane olan Lance Armstrong’un hayatını ve ortaya çıkan doping skandalını konu alıyor. Ortaya çıkan bu skandaldan sonra onu bir efsane olarak saymak pekte mümkün değil elbet. Bu spora uzak olan kişiler için belki Lance Armstrong ismi biraz soru işareti yaratabilir. Önce ondan biraz bahsedeyim. Armstrong, dünya üzerindeki en prestijli bisiklet turu olan Tour de France’ı 1999-2005 yılları arasında üst üste 7 kez kazanan Amerikalı profesyonel yol bisikleti sporcusudur. Tour de France’ın bu kadar prestijli olmasının sebebi de şüphesiz zorluğu. Bu turu kazanmak bir yana bitirebilmek için bile sporcunun tüm zamanını bisiklet üzerinde geçirmesi, acıya katlanması ve sağlam bir iradeye sahip olması gerekir. Tüm yıl bisiklet üzerinde yapılan zorlu antrenmanlardan sonra, neredeyse bir ay süren bu Tur, gerek fiziksel, gerek psikolojik olarak sporcuları oldukça zorlar. Hiç şüphesiz dünyanın en zorlu sporlarından biridir bisiklet. 2006 yılında Lance Armstrong doping yaptığını kabul eder. Kazandığı tüm bu başarılar elinden alınır ve ömür boyu men cezası alır. The Program, bize bu ilginç olayın detaylarını aktarıyor.

1996 yılında ilk Fransa bisiklet turu galibiyetinden sonra, Lance Armstrong’a testis kanseri tanısı koyulur. Zirveye ulaşan Armstong kanseri yenmek adına 1,5 yıl boyunca yoğun kemoterapi tedavisi gördü. Bu fiziksel ve zihinsel çöküşün üstesinden gelip sağlığına kavuştu. Sadece kazanmayı isteyen egosuyla bir İtalyan bilim adamı tarafından oluşturulan bir programı takımıyla beraber takip etmeye başladı. Bu program daha üst düzey performans için gerekli seviyede doping alımını ve kontrollerde temiz çıkmanın yolunu sporculara gösteren bilimsel bir programdı. Kanseri yenen Lance Armstrong, kendi adını taşıyan bir vakıf kurup, kendisi gibi bir çok kanser hastasına umut verip onların hayata tekrardan tutunmasını sağlamıştır. Elbette bu sponsorların dikkatini çekmek ve yatırım almak için de çok iyi bir yöntemdi.

Uzunca bir dönem tüm dünya onu hayranlıkla izledi. Bir çok insana bu sporu sevdirdi. Kanserli hastalara bir ümit verdi. Ardından da aslında tüm bu başarıların bir sahtekarlıkla gerçekleştiği ortaya çıktı. Ne büyük hayal kırıklığı!