Yaz geldi, kavurucu sıcak biz insanların da etkisiyle doğa için daha yakıcı bir hal aldı. Bugün, Alanya, Bodrum ve Mersinde orman yangınları meydana geldi. Bu yangınlar son olmayacak. Sadece başlangıç. Doğa yavaştır, sakindir. Bir ormanın oluşabilmesi için on yıllar gerekir ancak bir yangında yok olması oldukça kısa sürer. Bu yangınların nedeniyse “bilinçsiz” insanlarımız. Her zaman insanlara olumlu yaklaşıp, onları rencide edici cümleler söylemekten uzak durmaya çalışırım. Fakat bu yangınlara sebebiyet veren insanlara sadece “bilinçsiz” demek, onları çok daha rencide edici sözlerden korumaktır aslında. Bende ormanların bizim için önemini anlatıp ona nasıl yaklaşmamız gerektiği hakkında bir yazı yazmak istedim. Bu yazıda doğaya karşı duyarsızca yapılan eylemlerden bazılarını kendinizde görüyorsanız eğer sizde bu bilinçsiz insanlardan birisinizdir.

Ormanlarımız, bahçelerimiz, doğadaki çiçekler ve yeryüzünde bulunan tüm bitkiler sadece biz insanlara değil yaşayan her canlıya hizmet eder. Kimisini besler, kimisine ev olur. Her şeyden önemlisi de canlıların yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu oksijeni sağlar. Erozyonu önler ve iklimi dengeler. Her geçen gün kirlettiğimiz havayı temizler. Gördüğümüz gibi ağaçlar olmazsa, doğa olmazsa bir yaşamdan söz edemeyiz. 40 kişinin 1 saatte kullandığı oksijeni yetişkin bir çam ağacının 1 saatte ürettiğini düşündüğümüzde ortaya şöyle bir soru çıkıyor. Bunca yıldır dikili kaç ağacım var ? İnsanlık sadece doğadaki oksijeni kullanmakla kalmıyor, onu kirletiyor ve yok ediyor.

Her gün arabalardan, bacalardan ve hatta sigaralardan çıkan dumanlar havayı kirletiyor. Size şöyle bir soru sormak isterim. Evinizin tam ortasına ateş yakar mısınız ? Evinizin içine egzoz dumanı dolmasına göz yumar mısınız ? Cevabı duyar gibiyim. Peki neden bunları yapmazsınız ? Evinizde yangın çıkabilir, havasız kalabilirsiniz, zehirlenebilirsiniz… Dünya da bizim evimiz değil mi ? Neden göz göre göre kendimizi felakete götürecek şeylere göz yumuyoruz ?

İzmir’de kent ormanı (engelliler parkı) her gidişimde beni hem mutlu eden hem de üzen bir yer. Orayı çok seviyorum çünkü şehir içinde denizle ormanı buluşturan ve kız arkadaşımla çok güzel anılarımızın olduğunu bir yer. İlerde çocuklarıma göstermek istediğim, anılarımı paylaşmak istediğim bir yer. Beni üzen şeyse “bilinçsiz” insanlar ve işlerini baştan savma yapan güvenlik görevlileri. Tüm bu alanda baktığınız her yerde “ateş yakmak yasaktır”, “mangal yakmak yasaktır” tabelalarını görürsünüz. Buna rağmen her köşe başında mangal yakan insanları görürsünüz. Göz göre göre buranın önünde sonunda bir yangın mücadelesi vereceğini biliyorum.

Keşke böyle alanlar sadece bir kaç yerle kısıtlı kalsa. Ancak ne yazık ki hemen hemen ülkenin dört bir yanında aynı durum söz konusu.

Türkiye’de orman yangınlarının nedenleri

turkiyede orman yanginlariOrman Genel Müdürlüğü verilerine göre ülkemizde, yüzde 59’luk oran ile insanların bilinçsizce ateş, mangal yakması, atıklarını ormanlık alanda bırakması, cam ve sigara atıkları nedeniyle ihmal ve dikkatsizlik sonucu çıkan yangınlardır. Yerleşim yeri açmak, tarım arazisi elde etmek, menfaat sağlamak için ormanların yakılması kasıtlı olarak çıkarılan yangınlardır ve yüzde 12’lik bir oran oluşturur. Yıldırımlar ve volkanik olaylar sonucu ortaya çıkan yangınlar ise doğal nedenlerle oluşan yangınlardır ve yüzde 9 orana sahiptir. Geriye kalan yüzde 20’lik oran ise nedeni belirlenememiş yangınlardır. İstatistikler bize bunları söylüyor ve gördüğümüz üzere orman yangınlarının yüzde 91’i insanlardan dolayı meydana geliyor.

Orman yangınlarının önüne geçmek için ne yapmalı ?

Bir söz vardır, her şeyin başı eğitim. Bu söz yeterince açıklayıcı olmalı aslında. Çocuklarımız daha ilk okula başladığında müfredata “Doğa ve İnsan” isimli daha çok pratiğe dayalı bir ders konulabilir, ancak 12 yıl boyunca bu ders devam etmelidir. Ağaç yaş iken eğilir diyerek, doğaya daha saygılı bir nesil yetiştirebiliriz. Bu ders bazında öğrenciler her yıl, devlet tarafından temin edilen uygun bölgelerde ağaçlandırma yapabilirler. Bir düşünün, 6 yaşında bir çocuğun diktiği ağaç, onunla birlikte büyüyor. Bu ders kapsamında düzenli olarak kurdukları bu ormanı ziyaret ediyorlar ve doğanın ne kadar hassas, ne kadar yavaş geliştiğini görüyorlar. 18  yaşına gelip, reşit bir birey olduklarında içlerindeki doğa sevgisi bitmeyecek. Bu bilinçle yaşamaya devam edecekler.

Her yıl yaklaşık olarak 2 milyona yakın öğrenci ilk okula başlıyor. Müfredata konulacak bu ders sayesinde ülkemiz 12 yılda sadece öğrencilerden 24 milyonu aşkın ağaca kavuşabilir. Doğaya olan ihtiyacımızı anlayan ve ona karşı sorumluluklarını bilen bir birey tek bir ağaç dikmekle yetinmez. Bu bilince kavuşan bir toplum düşünün. Doğaya yıkıcı değil de yapıcı olarak yaklaşan bir toplum. Bir asır sonrasını, beş asır, on asır sonrasını düşünün. 100 milyon nüfusa sahip bir ülkenin her yıl 10 ağaç diktiğini hayal edin. Her yıl 1 milyar ağaç ve asrın sonunda 100 milyar ağaç…

Bu bilince sahip bireyler, sigara izmaritlerini doğaya atmayacaklar, hatta sigara kullanmayacaklar. Daha sağlıklı bireyler olacaklar. Ağaçlık bölgelerde kontrolsüz ateş, mangal yakmayacaklar. Mercek görevi görecek maddeleri ormanlara götürmeyecekler. Eğlenmek için doğanın kalbine gidip çöplerini bırakıp, ormanları kirletmeyecekler. Aksine gönüllü olarak gidip ormanları temizleyecekler. Doğayı kirleten her türlü yakıttan ve enerjiden uzak duracaklar. Beton ormanlardan oluşan şehirlerde yaşamayı reddedip, parklar ve bahçeler isteyecekler. Endüstriyel gıdalara karşı çıkacaklar, organik ve sağlıklı beslenme isteyecekler.

Sonuç olarak bilinçlenecekler. Her anlamda bilinçlenecekler. Elbette anlattığım gibi kolay olmayacak. Sigara üreticileri, müteahhitler, enerji sektörünün büyük firmaları, tavuk üreticileri ve insan sağlığı ile oynayıp hormonlu, yapısıyla oynanmış ürünler yetiştiren çiftçiler her zaman bu bilinçlenmeye giden yola taş koyacaklar. Her zaman en zor olan ilk adımı atmaktır. Bence artık bu adımı atmanın vakti geldi. Çocuklarımıza daha yaşanılır bir dünya bırakmak istiyorsak, değişime kendimizden başlamalıyız. Bu bilinçsiz insanlardan olmayın. Doğaya saygı duyun…