Bir gün gözlerimizi hiçlikten açıyor ve sessiz, karanlık, huzur dolu uykumuzdan uyanıyoruz. Aldığımız ilk nefesten sonra ise yavaş yavaş ölüyoruz. Hayatın bize yaptığı ilk dayatmadır aslında bu. Nasıl yaşarsan yaşa, öleceksin! Peki yaşamak nedir? Ölüm nedir? Ne için yaşarız ya da daha açık bir soruyla ne için ölürüz ?

Yaşıyoruz çünkü mutlu olmak istiyoruz. Evrenin sonsuzluğuna oranla sahip olduğumuz kısacık hayatımızda her adımımızı mutlu olmak için atmıyor muyuz? Daha mutlu bir hayata sahip olmak için okuyor, çalışıyor, seviyoruz… Evlenip bir yuva kuruyor, çocuklarımızın büyüyüşünü izlerken, sevdiklerimizin tek tek yok oluşunu görüyoruz. Mutlu olmak için elimizden geleni yaparken hayatın tek derdi, bizden sahip olduklarımızı bir bir almak değil mi? Önünde yada sonunda ölümle yüzleşilecekse erken ya da geç gelmesi neyi değiştirir? Ne kadar uzun yaşarsan yaşa yine aynı güneşi aynı dünyayı göreceksin. Mutlu olduğun zamana dönebilmek isteyeceksin ama dönemeyeceksin. Mutlu olabilmek için elinden geleni yapacaksın ama belki de olamayacaksın. Ölmek için mutsuz olmayı beklemek neden? Ne kadar iyi yaşadığındır önemli olandır, ne kadar uzun yaşadığın değil.

Tüm hayatına baktığında gerçekten mutlu olduğunu söyleyebilir misin? Her mutluluğun sonunda mutsuzluğu ya da acıyı tatmadığını söyleyebilir misin? Eğer mutlu olmak için yaşıyorsak ve olamıyorsak, niçin günlerimize, yine sefalet içinde yaşanacak; yine boşuna geçip gidecek başka günler katmak istiyoruz? Hayat bir işimize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten neden korkalım? Daha yaşayıp da ne yapacağız?

İnsan garip bir canlı. Öyle bir canlı düşünün ki, ne kadar mutsuz, anlamsız ve karanlık bir hayata sahip olursa olsun her zaman bir umudu var. Çünkü bu sayısız galaksinin, yıldızın, canlının bulunduğu sonsuz evrende biz özeliz… Hayatın ne kadar kötü olursa olsun, Tanrının senin için bir planı var. Hep vardı. Çektiğin her derdi unutacak ve Tanrının uçsuz bucaksız yemyeşil bahçesinde, sonsuza denk mutlu olacaksın. İnanmayı o kadar çok isterdim ki…

Ölmekten korkmak tamamen ona yüklediğimiz anlamlardan kaynaklanıyor. Kötü, karanlık, soğuk, hüzün ve acı… Halbuki ölüm kime ne yapmış? Ölümün insana zararı görülmüş şey midir? Ölerek dertlerinden kurtulmayan bir insan tanıdınız mı?

Ölüm size ne sağken kötülük eder, ne ölüyken; Sağken etmez, çünkü hayattasınız, ölüyken etmez, çünkü hayatta değilsiniz.

Titus Lucretius Carus

Bize değil bizden sonra kalanlara zararı olur diyenler vardır elbet. Bir gideni kaç gün düşündünüz? Bir kaç damla gözyaşı sonrası herkes devam etmez mi hayatına? Unutma ki doğduğunda sen ağlamıştın, onlar mutlu olmuştu. Şimdiyse mutlu olman için belki onların ağlaması gerekir. Onları düşünürsek eğer hayat bizim olmaktan çıkar. Her insan mutlu olduğu yolda ilerliyor ve bu amaçla bir ömür yitiriyor. Eğer sevdiklerimiz mutsuz olduğunuzu bile bile yaşamanızı istiyor ve her günün daha ağır gelmesini izliyorsa bizi gerçekten sevdiğinden emin olabilir miyiz?

Gerçekte kimse bilmiyor ölümün ne olduğunu, insana verilen en büyük iyiliktir belki ölüm; ama en büyük kötülükmüş gibi korkuluyor ondan.

Socrates

Hayat ölümü getirir, ölümün son iyiliği ise, bir daha ölümün olmamasıdır. Tekrar düşünelim, hangisi aslında kötü olan ?