Uzunca süren bir alan adımı seçiminden sonra, (anlayacağınız üzere bir şey bulamadım ve kendi adıma alan adı aldım) Merhaba Dünya diyerek ilk yazımı yazıyorum. Doğrusu bu alan adı seçimi baya bir zorlayıcı ve zaman alıcı oldu. Bu yazıda blogumda yazmak istediğim konular, fikirler ve ufak tefek karşılaştığım zorluklar hakkında bir bilgi vermek istedim. Aynı zamanda bu ilk yazının, blogumun gelecekte içerisinde ne tür yazılar barındıracağını göstergesi olmalı. Sık sık bu yazıyı okumak alakasız yazılar yazmamın önüne geçer diye düşünüyorum 🙂 . Sözü fazla uzatmadan asıl konumuza geri dönelim.

Alan adımı aldıktan sonra tema seçiminde de oldukça zorlandım. En sonunda blogumda kurulu olan temayı satın aldım. Ücretsiz versiyonundaki bir çok sorunla uğraşmaktansa satın alıp gerekli desteği görmek daha mantıklı geldi. Alan adı seçimi, tema düzenlemeleri derken istediğim blog sonunda hazırdı tabi ki sorun çıkmazsa olmaz. Bazen bildiğiniz gibi ufak bir sorun gözünüzde öyle büyür ki bütün isteğinizi kaçırır. Bloguma www. ön eki olmaksızın bir türlü giriş yapamadım. Tüm adresi tam şekilde girmem gerekiyordu. Bir blog yazarının yazdıklarından yola çıkarak çözümü buldum. O kişinin blogunu burada paylaşmak isterdim ama çözüm ararken o kadar çok siteye girmiştim ki, şu an hangisi olduğu hakkında bir fikrim yok. İşte blogları bu yüzden seviyorum. İnsanlar kişisel deneyimlerinden yola çıkarak diğer insanlara yardımcı oluyorlar. Linux’u sevmemin bir sebebi de budur aslında. Yardımsever insanlar.

Yeni bir blog doldurulmak için beni bekliyor. Aklımdan onlarca konu geçiyor paylaşmak istediğim, işte bu yazı güzel olur diyorum ve hakkında düşünmeye başlıyorum. Daha sonra başka bir yazı konusu gelip ağır basıyor ve diğer fikri unutturuyor. İşte bu noktada Not defteri tutmanın faydaları devreye giriyor.

Bu blogu açmadan önce bende herkes gibi bir çok blog inceledim. Şunu söylemeden geçmek istemiyorum, ülkemizde gerçekten çok yaratıcı blog yazarları var. Beyn.org sitesinde “Kişisel bloglar öldü mü ?” yazısı bu blogu açmadan önce beni epey bir düşündürmüştü fakat ben ziyaretçilerle işi olmayan kendisi için yazmak isteyen yazar statüsüne giriyorum sanırım 🙂

Peki ben bu blogda neler paylaşacağım ? Aslına bakarsanız çok geniş alanlara ayrılmadan hoşuma giden yapmaktan zevk aldığım konular hakkında yazmayı düşünüyorum. Okuduğum kitaplar, filmler ve diziler üzerine eleştiri ve incelemeler, doğayı ve doğadaki yerimizi hatırlatacak, yazılar ve pratik bilgiler gibi. Bir diğer konuda seyahat notlarım olacak. Ancak seyahat, kamp ve bisiklet turları gibi yazılarıma sanırım ancak yaza doğru başlayabilirim. Rusya’nın -40 lara vuran hava şartlarında seyahat pek cazip gelmiyor açıkçası 🙂

Üstteki paragraf blogumun genel hatlarını oldukça iyi tanımlıyor fakat ek olarak yeri geldiğinde gündemdeki olaylar ve bilgisayar hakkında içerik yazmayı da düşünüyorum.

Harika olmasa da, güzel bir tanışma yazısı oldu sanırım. Yazdıklarımdan keyif almanız benim için oldukça önemli. Eğer blogum ilginizi çekerse yada bir şeyler hoşunuza gitmezse yorum yaparak eleştirinizi lütfen bana bildirin. Goethe’nin dediği gibi: “yanında eleştirici bir dost varsa, insan daha çabuk ilerler.”

Artık yazmaya başlayabilirim 🙂