Sanırım artık fantastik ve bilim kurgu türlerine olan bağımlılığımı kabul etmeliyim. Bir liste yapın deseniz her ne kadar çok seviyor olsam da ilk sıraya Forest Gump’ı ya da Into the wild’ı yazamıyorum. Star Wars, Doctor Who, Interstellar, Avatar, The Martian… Liste uzayıp gidiyor. Gözümü korkutan bir işe kalkışıyorum. Bu yazıyla Doctor Who evrenini yazmaya başlıyorum. O kadar geniş ve o kadar detaylı ki, bir şeyleri gözden kaçırmaktan korkuyorum. Bu nedenle Doctor Who hakkındaki yazılarımı ayrı ayrı yayınlamaya karar verdim. Böylelikle ben yazarken sizde okurken sıkılmazsınız. Umarım. Yinede bir şeyleri unutursam bana hatırlatmaktan çekinmeyin!

Tamı tamına 826 bölüm… Düşünebiliyor musunuz? 23 Kasım 1963 yılından bu yana (arada 10 yıllık bir ayrılık olsa da) hayatımızda bulunan eşsiz bir bilim kurgu dizisi Doctor Who. Dizi hakkında bir çok olumsuz ön yargı yarattım, geliştirdim ve izlememek için direndim. Bundan hemen hemen üç, dört yıl önce kuzenimin bir bölüm izleyelim demesiyle sonsuz bir evrene açılan TARDIS‘in kapısını araladım. Dizinin 2005 yılından itibaren yani yeni seri olarak adlandırdığımız bölümlerini iki kez Türkçe, bir kez de Rusça olarak izledim. Tahmin edebileceğiniz gibi bunu arkadaşlarıma dayatma yaparak izlemelerini sağlamak için yaptım. Rusça izlemem ise daha sonra eski seriyi izlememde bana oldukça yardımcı oldu. Bunun nedeniyse eski seriyi Türkçe alt yazı seçeneği ile bulamıyorsunuz. Rusçayı da İngilizce’den daha iyi bildiğim için eski seriyi Rusça olarak izledim. Yine de bazı bölümleri anlamak oldukça zordu. Türkçe olsa da anlamıyorsunuz merak etmeyin.

Doctor Who ve doğum sancıları

Doctor Who ve Doğum Sancıları

BBC yayın akışındaki 25 dakikalık bir boşluğu doldurmak için 1963 yılında oldukça popüler olan bilim kurgu türünde bir yapım ortaya çıkarmak istiyordu. Zaman ve uzayda seyahat edecek bir adam ve bir kadın. Yolculuklarını bulunduğu ortama göre adapte olabilen bir uzay aracıyla yani TARDIS ile gerçekleştireceklerdi. Bunu bilgi olarak biliyoruz fakat TARDIS‘i her zaman mavi bir İngiliz polis kulübesi olarak görmemizin sebebi bu adaptasyon mekanizmasının bozulmuş olmasıydı.

Senaryo, fikir ve yapılmak istenenler zamanının çok ötesindeydi bu nedenle çekimlere gelince bir çok aksaklık ortaya çıkmaya başlamıştı. Stüdyoların çekimler için hazırlanması yeterli imkanların sağlanmaması sorunların başını çekiyordu ve beklenen etkiyi yaratıp yaratmayacağı konusunda bazı şüpheler vardı. İlk çekimler beğenilmedi çekimler yeniden tekrarlandı. Aşina olduğumuz o jenerik hatta dizinin en önemli figürlerinden Dalekler aykırı bulundu.

İlk bölüm sonunda hazırdı ve yayınlanmıştı ama beklenmedik bir şey olmuştu. ABD’nin otuz beşinci başkanına yani John Kennedy’ye suikast düzenlenmişti. Reytingler yapılan harcamaya oranla beklenildiği gibi olmamıştı ve Doctor Who’nun bebeklik adımları kısa sürede son bulacak gibi görünüyordu. Bir sonraki hafta ise ilk bölümün tekrarıyla birlikte iki bölüm olarak verilmişti ve tüm İngiltere bir anda Doctor Who’yu konuşmaya başlamıştı. On milyon kişi tarafından izlenmişti.

Gün geçtikçe Doctor Who’nun popülaritesi artıyor ve sadece çocukların değil  aynı zamanda yetişkinlerinde severek izlediği bir dizi haline geliyordu. TARDIS ile uzay ve zamanda yolculuklar yapıp maceradan maceraya koşan Doctor rolündeki William Hartnell’in sağlık durumu da giderek kötüleşiyor ve rolüne engel olmaya başlıyordu. Artık veda vakti gelmişti ve dizinin akıbeti hakkında düşünceler başlamıştı. Bu üzücü gelişmeyle birlikte dizinin temel unsurlarından biri olan rejenerasyon ilk kez biz izleyicilere sunuldu. Doctor sadece bedenen değişmiyor, kişiliğiyle beraber tümden değişim geçiriyordu. Fakat yüzyıllardır edindiği bilgi ve hatıralar aklında kalıyordu. Sonrasında gerçekleşen her jenerasyon izleyicilere tıpkı ölüm ve doğumu aynı anda yaşatır gibi hisler vermiştir. Gözleriniz dolarken gülümsemeyi bir çok kez tecrübe edeceksiniz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…