Herkese selamlar. Bir süredir beni bezdiren bir konuyu kaleme almak istedim.  Daha genel bir yazı yazmak istemiştim aslında, internet or...

İnternet Ortamında Bezdirici Reklam Dayatmaları İnternet Ortamında Bezdirici Reklam Dayatmaları


Herkese selamlar. Bir süredir beni bezdiren bir konuyu kaleme almak istedim. Daha genel bir yazı yazmak istemiştim aslında, internet ortamında ki tüm dayatmaları konu alan uzun bir yazı olacaktı; ancak bunun yerine konuları bölerek yazmak istedim. Başlıktan da anlaşılacağı gibi bu yazının konusu reklam. Belki de sadece ben bu durumda kaldığım zaman sinir küpüne dönüyorum bilmiyorum; ancak bunun gibi günlük yaşamım da da her türlü dayatmaya karşı çıkıyorum.


Bezdirici Reklam Dayatmaları


İnternet'te blog, haber ya da bir derdime çare olacak bir yazı bulmuşken siteye girdiğimde koskoca bir ekranda "Görüyoruz ki adblock kullanıyorsunuz, lütfen kapatıp tekrar deneyin" gibi mesajlar görüyorum. Her ne kadar çok merak ettiğim bir konu, haber ya da çözüm içerse de bu siteleri ivedilikle terk ediyorum. Bu bezdirici reklam dayatmaları sadece adblock ile sınırlı kalmıyor. Bir sitede kategori değiştirmek ya da bir sonraki sayfaya geçmek istediğimde tıkladığım bağlantının yeni sayfa da reklam açması, bir video izlemeden önce aşırı yüksek sesli alakasız reklam videoları izleten siteler ve dahası...

Reklamları bu şekilde kullanan bireysel kullanıcıları anlıyorum. En kısa süre de en yüksek karı sağlamaya çalışıyorlar. Yaptıklarının yanlış olduğunun farkına vardıklarında genellikle o siteler de ömrünün sonuna gelmiş oluyor. Bu yazıyı yazmamın en büyük nedeni Sözcü Gazetesi'nin internet sayfası. Bir çok okuru olan büyük bir haber alma organı sözcü. Bazen Facebook ya da Twitter da bir arkadaşımın paylaştığı haberi okumak isterken her defasında bana "Adblocker Kullandığınız için Sözcü’ye giriş yapamıyorsunuz." uyarısı veriyor. Bende hemen bu sayfayı terk ediyorum. Hiç bir haber servisinde böyle bir uygulamaya tanıklık etmedim. Ya reklamları göreceksin ya da görmemek için aylık abonelik satın alacaksın. İkisi de sana uygun değil mi? Öyleyse sayfayı terk edeceksin. Mesaj bu. Ben de hemen terk ediyorum tabi. Verdikleri haberleri başka haber siteleri vermiyor mu? Böyle yaparak sadece okuyucularını uzaklaştırmıyor mu? Bu onların bileceği durum. Ben hoşlanmadığım bu durumu eleştirmek istedim.

Reklamlara karşı değilim, düzgün kullanıldığı taktirde. Bu blog da da reklam olduğunun farkına varmışsınızdır. İsteyen adblock ile reklamların görülmesini engeller isteyen engellemeden okur. Ben reklamları yerleştirirken yazımı okuyan insanları rahatsız etmemeye özen gösteririm. Bunun dışında takip ettiğim bloglarda reklam engelleme özelliğini devre dışı bırakırım. Devre dışı bırakıyorum çünkü ufakta olsa emeklerine destek olmak istiyorum. Severek blog yazan bir kişi okuyucularının ne istediğini bilir. Onları kaçırmak yerine onların tekrar gelmesini ister. Mesela ben bir yazıma yorum yazan birinin, başka bir yazıma da yorum yazdığını görünce öyle mutlu oluyorum ki. Eminim diğer site sahipleri de böyle hissediyordur. Bu insanları bu şekilde kaçırmak yerine onları kazanmaya önem gösterilmeli.

Hafta sonu kuzenimin tatil nedeniyle İzmir'e gelmesinden dolayı ailecek toplanıp yemek yedik. Tabi ki ben bu yemeğe bisikletim ile i...

İzmir'in Bisiklet Taşıma Aparatlı Otobüsleri İzmir'in Bisiklet Taşıma Aparatlı Otobüsleri


Hafta sonu kuzenimin tatil nedeniyle İzmir'e gelmesinden dolayı ailecek toplanıp yemek yedik. Tabi ki ben bu yemeğe bisikletim ile iştirak ettim. Yemek sonrası eve dik yokuşları birer birer aşarak giderken, yanımdan bisiklet taşıma aparatlı ve üzerinde bisiklet bulunan bir otobüs geçti. Kan ter içinde bu nereden çıktı dedim ve şaşırdım. Aynı zamanda mutlu oldum. İlk fırsatta denemek istedim. Bugün bazı işlerimi halletmek için dışarı çıktım ve eve dönüşü İzmir'in bisiklet taşıma aparatlı otobüsleri ile yaptım. Bu güzel tecrübeyi de burada paylaşmak istedim.

İzmir'in Bisiklet Taşıma Aparatlı Otobüsleri


İşlerimi hallettikten sonra otobüslerin ilk durağına doğru pedalladım. Çok uzak değildi. Bu bisiklet aparatını ilk defa kullanacağım için pratik mi yoksa uğraştırıcı mı olacağını bilmiyordum ve insanların bu yeni gelişmeye ön yargılı olmasını istemediğim için ilk duraktan binmek istedim.

Otobüslerin camlarında aparatın nasıl kullanılacağı detaylı bir şekilde anlatılmış. Bu talimatlara bakmasanız bile sistem son derece anlaşılır. Kapalı durumda bulunan aparatta bir kol bulunuyor. Bu kolu yukarıya doğru çektiğimizde aparat açılıyor. Bisikletimizi kanala yerleştiriyor ve ön lastiği aparattaki bir parça ile sıkıştırıyoruz. Yukarıda ki resimde nasıl olduğunu görebilirsiniz. Bisiklet taşıma aparatları iki bisikleti aynı anda taşıyabiliyor.

Otobüsü beklerken aklıma şu soru geldi: "Her otobüste bu bisiklet taşıma aparatı var mıydı?" Geçen bazı otobüslerde vardı, bazılarında ise yoktu. Karagöl yürüyüşümüz için otobüs seferlerini araştırdığım sıralarda, otobüs sefer saatlerinin yanında engelliler için uygun olup olmadığını gösteren simgeler olduğunu hatırladım. Belki şimdi otobüs seferlerinin yanına bisiklet taşıma aparatlı olup olmadığını gösteren bir simge yerleştirmişlerdir dedim ve siteye bir göz attım. Evet sonuç beklemediğim gibi oldu. Bu kadar erken bu simgelerin eklenmesini beklemiyordum :) .Otobüs saatlerini gösteren sayfaya buradan ulaşabilirsiniz: Eshot Hareket Saatleri

Eshot Bisiklet Taşıma Aparatlı Otobüs Saatleri

Bisiklet Taşıma Aparatı Kullanışlı mı?


İlk kez kullandığım için biraz elim ayağıma dolaşsa da, bisikletinizi yerleştirmeniz 30 saniyeyi geçmez. Oldukça pratik olduğunu söylemeliyim. Ancak kullandıktan sonra aparatı açtığımız gibi kapatmamız gerekiyor ve bu noktaya dikkat etmeliyiz. Bisiklete binip gittikten sonra şoförün onu kapatmak için inmesi hem diğer yolculara haksızlık olacak hem de bize verilen bu hakkın güzelliğine gölge düşürecektir.

Bisikleti yerleştirdiğimde ilk başta güvenli olup olmadığına emin olamadım. Sanki düşecek gibi duruyordu. Elimle şöyle bir yokladım. Evet güvenliydi. Sürüş esnasında düşmez, devrilmezdi ancak bir başkası otobüs durduğu sırada bisikleti kolaylıkla çıkarabilirdi. Yani o kadar pratik. Otobüs şoförlerimiz o anda gaza basarak hırsıza engel olur mu ya da trafikte o fırsatı bulabilir mi? Orasını bilmem. O yüzden gözümüzü bisikletten ayırmamak en doğrusu. İçeriden şöyle görünüyor;

Bisiklet Taşıma Aparatlı Otobüslerin İçeriden Görüntüsü

Bu yenilik İzmir'de bisiklet kullanımını oldukça arttıracaktır. Önce metro kısıtlamaları kaldırıldı şimdiyse otobüslere bisiklet taşıma aparatları takıldı. İzmir gerçek bir bisiklet şehri olmaya adım adım yaklaşıyor. İnsanlar ilk başta yadırgayacaklar garip bakacaklar ama alışacaklar. Eve dönerken duraklardaki insanları izledim. Her zaman somurtan o insanlar bisikleti görünce gülümsüyordu. Bu çok hoşuma gitti. Bu gelişmelerin önü kesilmemeli ve daha fazla otobüse bisiklet taşıma aparatı takılmalı, daha fazla bisiklet yolu inşa edilmeli. Her şeyden önemlisi de daha fazla insan bisiklete binmeli! Binmemek için söylenen bahaneler yavaş yavaş tükeniyor. :)

Bu hafta ne öğrendim? Bisikleti seven ve ulaşım aracı olarak kullanan biri olarak, onunla ilgili haber ve gelişmeleri yakından takip edi...

Ne Öğrendim #02 Ne Öğrendim #02


Bu hafta ne öğrendim? Bisikleti seven ve ulaşım aracı olarak kullanan biri olarak, onunla ilgili haber ve gelişmeleri yakından takip ediyorum. Bu hafta bisiklet'in günlük yaşama yaptığı ve yapacağı iki yeni haber edindim. Bunlardan bir tanesi İzmir'de belediye otobüslerine takılan bisiklet taşıma aparatlarıydı. Fethiye'ye giderken Muğla'da gördüğüm ve çok özendiğim otobüslerdeki bisiklet taşıma aparatlarını İzmir'de görmek beni çok mutlu etti. Her geçen gün bisikletin Türkiye'de önem kazandığını görmek umut verici.

Bisiklet konusunda öğrendiğim bir diğer bilgi ise aslında bir istatistik. Ulaştırma ve Kalkınma Politikası Enstitüsü, 2050 yılına kadar her gün bisiklete binilir ve ulaşım bu şekilde sağlanırsa 24 trilyon dolar tasarruf edilebileceğini açıklamış. Bisiklete binmek, küresel ekonomiye katkısı dışında karbondioksit emisyonunu yaklaşık %11 oranında azaltarak küresel ekolojiye de büyük bir destek sağlıyor. Gün geçtikçe bisiklet kullanımının ülkemizde de artmasını umuyorum.

Survival - Game2Winter - Bu Hafta Ne Öğrendim #02

Survival gibi survival! Ülkemizde survival adı altında tamamen şova dönüşmüş bir program var. Her hafta izlenme rekorları kıran bir program bu. Tabi ki bu programa ne kadar survival programı denir tartışılır. Bu hafta bir haber sitesinde Rusya da başlayacak olan bir survival yarışması olduğunu öğrendim. Açlık oyunlarına oldukça benzetilen bir yarışma olacakmış. Adı: Game2winter. Sibirya belki de en zor hayatta kalma şartlarına sahip olan bölgelerden birisi ve yarışma burada olacak. 15 kadın - 15 erkek bu zor şartlara sahip coğrafyada yanlış hatırlamıyorsam 4 milyon dolar para ödülü için yarışacak. Programı diğer yarışmalardan ayıran en önemli özelliği ise kural olmaması. Yani birbirleri ile kavga edebilir ve hatta öldürebilirler. Yarışmacılar ellerinde bir bıçak ile yarışmaya başlayacak ve her hangi bir ödül sistemi olmayacak. Hayatta kalan yarışmayı kazanır. Yapımcılar, yarışmacıların özel bir anlaşma imzalayarak yarışmaya katılacağını belirtmiş. Tüm dünya yine de bu yarışmaya tepki göstermiş. Ruslar bir şeyi öylesine yapmayı sevmiyorlar doğrusu. Hayatta kalma yarışması mı olacak? O zaman hayatta kalan kazansın. Bence mantıklı. Yarışmayı merakla bekliyor olacağım.

Gök Taşı - Bu Hafta Ne Öğrendim #02

Bu yıl içerisinde dünyamızı teğet geçen 4 asteroid olmuş. Üstelik en son geçen asteroid bir kaç saat önce fark edilebilmiş. NASA'da boş durmayıp gerekli incelemeleri yapmış tabi. Verdikleri cevap hem rahatlatıcı hemde korkutucu. Bu asteroidlerin, daha büyük bir gök taşının öncüsü olabilecek bilimsel bir kanıt olmadığını dile getirmiş bunun tesadüf olabileceğini söylemişler; ancak dünyaya çarpabilecek büyük bir gök taşına insanlığın hazır olmadığını ve bunun sonumuz olabileceğini de belirtmişler.

Sınav - Bu Hafta Ne Öğrendim #02

Bu hafta öğrendiğim ve beni inanılmaz şekilde rahatsız eden bir başka konu ise KPSS sınavı ile ilgili. Daha doğrusu KPSS için girilmesi gereken yabancı dil sınavıyla ilgili desem daha doğru olur. Bildiğiniz üzere KPSS'de bir çok puan türünün hesaplanması için YDS sınavına girilmesi gerekiyor. Fakat bu hafta öğrendiğim şey ise bir çok farklı dilden YDS sınavı yapılmasına rağmen, KPSS için İngilizce, Fransızca ya da Almanca dillerinden sınava girilmesi gerekiyormuş. Aksi takdirde KPSS de 90'a yakın puan türü hesaplanmıyormuş. Rusça olarak bu sınava girmeye hazırlandığım bu yıl böyle bir gerçekle yüzleşmek hem heves kırıcı hem de sinirlendirici.

Dünya üzerinde en pahalı pasaportu kullanan ülkelerden biri olduğumuzu biliyordum ancak en güçlü pasaportlar sıralamasında 55. sırada ol...

Ne Öğrendim #01 Ne Öğrendim #01


Dünya üzerinde en pahalı pasaportu kullanan ülkelerden biri olduğumuzu biliyordum ancak en güçlü pasaportlar sıralamasında 55. sırada olduğumuzu yeni öğrendim. Haberi merak edip siteye bir göz attım. Güçlü pasaport kavramı, bir ülkenin vatandaşlarının vizesiz gidebildikleri ülkelerin sayısı baz alınarak Henley and Partners firması'nın bir araştırması sonucu belirlenmiş. Bu araştırmaya göre Türk pasaportuna sahip bireyler 102 ülkeye vizesiz gidebildikleri için listede 55. sırada yer almış. Sayıyı görünce iyiymiş dedim kendi kendime ama 200'den fazla ülke olduğunu düşününce hayal kırıklığına uğradım. Sahi yahu kaç tane ülke var? Neyse şimdilik bu kadarı da yeter. Listede 177 ülkeye vizesiz gidebilen Almanya başı çekerken, 25 ülkeye vizesiz gidebilen Afganistan son sırada yer alıyor. Peki bunun dışında bu hafta ne öğrendim?

Şekerli İçecekler - Bu Hafta Ne Öğrendim #01

Fransa geçtiğimiz günlerde yeni bir yasa çıkarmış. Bu yasaya göre artık şeker ve tatlandırıcı ürün içeren içeceklerin fazla tüketimi yasaklanmış. Nedeniyse Fransa'da obezite ve kilolu insanların gün geçtikçe artış göstermesiymiş. Kime ne kardeşim ben istediğim kadar içerim diyen çıkar tabi. Aslında bende düşündüm, böyle bir şeye nasıl yasak koyabilirler, nasıl uygularlar diye. Cevabı oldukça basit aslında. Nasıl ki ülkemizde sigara içimini azaltmak için vergiler arttıkça artıyor, Fransa da aynı yöntemi bu içecekler için uygulayacakmış. Bu içeceklerden kastım Cola, enerji ve sporcu içecekleri gibi... Bunun dışında İkea, Mc Donald's, Burger King (yurt dışında) gibi sınırsız içecek veren fast food restoranları artık bu kampanyalardan vazgeçmek zorunda kalacak. Yeni yasa ile bu uygulamalar da yasaklanmış. Sağlığı ve toplumu olumsuz etkileyen tek şey alkol ve sigara değil gördüğünüz gibi. Biraz bakış açısının ülkemizde değişmesi gerek doğrusu.

Uzay Gemisi - Bu Hafta Ne Öğrendim #01

Sene olmuş 2017 biz hala uzaya çıkamadık. Bu gidişle çıkamayacağız zaten. Sanırım Ali Ağaoğlu yakında parayı basar uzaya Türkiye'den önce çıkar. Günümüze kadar uzaya sadece 7 uzay turisti gidebilmiş ve tamı tamına 204 milyon dolar ödemişler. Uzaya turist yollayan firmaların başında gelen SpaceX firması gelecek için bir açıklama yapmış. Buna göre 2018 yılında uzaya çıkmanın maliyeti sadece 100 bin dolar olacakmış. Bunun ön hazırlığı eğitimi o su, bu su derken bir 100 bin dolar da harcansa toplamda 200 bin dolar ödeyerek uzaya çıkmak mümkün olacak gibi. Firma biz en iyisi sürümden kazanalım diye düşünmüş sanırım.

Bhutan - Thimphu - Bu Hafta Ne Öğrendim #01

Trafik sıkışıklığı artık sadece dünya başkentlerinin bir sorunu olmaktan çıkıp bir çok şehirde ciddi bir problem haline geldi. Ülkeler farklı politika ve projelerle bunun önüne geçmeye çalışıyorlar. Buna rağmen Güney Asya'da yer alan Bhutan'ın başkenti Thimphu, dünyada trafik ışıklarının olmadığı tek başkent olma özelliğine sahipmiş. Trafiği çok yoğun olmadığı için bu görevi trafik polisleri yerine getiriyormuş.

Dönüşüm az sayfa sayısı ve oldukça yalın, akıcı anlatımıyla kolay okunabilen bir uzun öykü. Bu bağlamda bakıldığında yüzeysel olarak old...

Dönüşüm: Franz Kafka Dönüşüm: Franz Kafka


Dönüşüm az sayfa sayısı ve oldukça yalın, akıcı anlatımıyla kolay okunabilen bir uzun öykü. Bu bağlamda bakıldığında yüzeysel olarak oldukça basit fakat çevirmenin ön sözde bahsettiği gibi görünüşteki yalınlığına karşılık, değim yerindeyse öyle kolay yutulur lokma değil. Kafka değişen yaşam ve toplum şartlarında bir bireyin içinde bulunduğu kozadan sıyrıldığında, gerçekleştirdiği dönüşümün toplum tarafından nasıl karşılandığını gözler önüne seriyor.

Dönüşüm: Senin, benim hikayem...

Baş karakterimiz Gregor Samsa, Babasının yıllar önce iflas etmesinden dolayı çırak olarak başladığı iş hayatında yavaş yavaş yükselerek pazarlamacı durumuna gelmiştir. Devamlı olarak şehirden şehire yolculuk edip üzerine düşen görevi yerine getirmek için yorulmadan çalışmaktadır. Kendisiyle aynı işi yapanlardan farklı olarak işine çok daha fazla özveri göstermek zorundadır. Ailesi, patronundan borç almıştır ve Gregor'un tek istediği bu borcu ödeyebilecek parayı denkleştirene kadar bu yaşama katlanmaktır. Bir yandan bu amaç doğrultusunda çalışırken diğer yandan ailesinin tüm sorumluluğu da omuzlarındadır.

Bir sabah uyandığında Gregor Samsa kendini olduğundan daha farklı bulur. Genişleyen gövdesi, sayısız ince bacakları ve garipleşen sesiyle baştan aşağı bir dönüşüm geçirmiştir. Saatine baktığında iş seyahati için treni kaçırdığını anlar. Bu alışılmadık duruma başta ailesi olmak üzere iş yerinden onu sormaya gelen müdür de şaşırır. Tedirginlik içerisinde konuşmalar, bağrışmalar derken Gregor Samsa kapıda belirir. Dönüşümün farkında mıydı?

Önceleri bu dönüşümün geçici olduğunu ve düzelmesi için zaman verilmesini düşündüler. Tüm bu zaman kapsamında ise onu yalnız bırakmak en iyisiydi. Onu görmeye tahammülleri yoktu çünkü. Başlarda kız kardeşi onun için endişelenmişti, onun hangi yemeği beğenip hangisini beğenmediğini öğrenmek için çabalamıştı. Odası temizler, onu düşünüp yaşamını kolaylaştırmaya çalışırdı. Bir gece, artık daha fazla sabredemeyip onun gitmesi gerektiğini düşündü ve herkes ona katıldı...

Bir benzerlik fark ettiniz mi? Yoksa size çok mu benziyor? Sana, bana, sokakta ayakkabı boyayan çocuğa ya da özel üniversitelerde okuyan, altlarında son model arabalarla gezen insanlara... Gregor Samsa toplum içinde fark gözetmeksizin her bireyin yaşadığı hayatı yaşıyor. Çalışmak zorunda. Hepimiz sorundayız çünkü alternatif bir yol yok. Okumak için ailelerin yaptığı yatırımın karşılığını vermek, kuracağımız geleceği oluşturmak sonrasında da kurduğumuz ailenin geleceğini sağlamak için bir birey çalışmak zorundadır. her birimiz işleyen bu çarkın dişlileriyiz ve kimsenin bir aksaklığa tahammülü yok.

Uzunca bir süre Gregor konuşamasa da kendini ifade etmeye çalışmıştı ama nafile. Toplumdan farklılaşmanın cezası toplumdan uzak durmaktı. Kız kardeşinin bu kadar çabasından sonra ona dayanamaması ve içinde bir tür nefrete dönüşen duygularda, aslında en sevdiklerimizin bize karşı ne kadar ani değişim gösterebileceklerinin kanıtı.

Toplum gibi düşün, onun gibi ol, dediği gibi yaşa! Farklılıklara en sevdiklerimizin bile tahammülü olmaz. Farklı olduklarını gördükleri an, yalnız kalırsın...

Kitap adı: Dönüşüm
Orijinal adı: Die Verwandlung
Yazar: Franz Kafka
Çeviri: Ahmet Cemal
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa: 102
Baskı: 2017
Tür: Öykü

Dün arkadaşımın doğum günüydü ve kız arkadaşı ona bir kutlama organize etti. Bense doğum gününü ailesiyle kutlayacağını düşünmüştüm faka...

İzmir'in Şımarık Meyhanesi İzmir'in Şımarık Meyhanesi


Dün arkadaşımın doğum günüydü ve kız arkadaşı ona bir kutlama organize etti. Bense doğum gününü ailesiyle kutlayacağını düşünmüştüm fakat öyle değilmiş bizimle kutlayacakmış. Hal böyle olunca iki saat içerisinde hazırlanıp çıkmam gerekti. İlk önce bir bara gideriz sanmıştım. Sonrasında "Şımarık" meyhanesine gideceğimizi öğrendim. Adı gibi şımarık bir mekan...
Sürpriz doğum günü partileri güzeldir ancak aksaklıklar oldu mu sürprizi düzenleyenler tedirgin oluyor. Biz meyhane önünde beklerken, arkadaşımız işi gereği bir direğin tepesinde artık ne yapıyorsa, onu yapıyordu. Sanırım o olmadan doğum gününü kutlayacaktık. Beklediğimiz sokağın adı Cumbalı Sokak Alsancak Kıbrıs şehitlerinde bulunuyor. Beklerken bir kaç fotoğraf çektim. Hala çok amatörüm...

Şımarık bir mekan
Önce burada hoşlanmadığım şeylerden bahsedeyim. Buraya adı gibi şımarık bir mekan dedim çünkü sadece buraya özel olmamakla birlikte müşteri memnuniyetinden ziyade kazançlarına önem veren işletmeleri sevmiyorum. Müşteri memnun olursa daha fazla kazanacaklar bunu anlamıyorlar mı yoksa zaten yine gelecekler ne yapacaklar diye mi düşünüyorlar? Açıkça ben bir daha gitmem. Bu yazıda söylediklerim mekanı yermek için değil, yanlış anlaşılma olmasın. Eleştiri olarak algılanmasını isterim.
Dar alanda esnek ve zarif hareketlerle masalarda bulunanları devirmeden geçmek zorundasınız. Bir casusluk filminde gibiydim adeta. İki masa arası mesafe sanıyorum ki 30 santimetreden azdı. Cetvele şöyle bir baktım da 30 fazla gelir. Onu 20 yapalım. Daha fazla masa koymak ve kar elde etmek için bu denli sıkışık oturmak beni hiç memnun etmedi. Sıkışıklığın bir diğer rahatsızlığını rezervasyon sorununda yaşadık. Konusu açılmışken bundan da bahsedeyim.
Bir yere gideceksiniz ve o gün kenarda köşede bir masada oturmak istemezsin değil mi? Bizde istemedik. O yüzde erken rezervasyon yaptık. Üst katta güzel bir yer istedik. Rezervasyon yapılırken bunu kabul etmeleri gerekir. Sıradan bir masa ayıracaklarsa rezervasyon yapmakta bir mantık göremiyorum. Mekana girdiğimizde masamızın neresi olduğunu sorduk. Kapıdan girdiğimizde ilk gördüğümüz masanın bize ayrıldığını söylediler. Biz neden rezervasyon yapmıştık? Kapı ağzında oturmak için mi? Sorunumuzu anlattığımızda çok fazla zorlamadan yerimizi değiştirdiler. Üst katta müzisyenlerin hemen önündeki masaya bizi aldılar. Kulağa hoş geliyor ancak kanunun ucu koltuk altıma geldiğinden ve adam enstrümanını çaldıkça gıdıkladığından kalkıp yeter diye bağırasım geldi. Neyse ki iki arkadaşımız yarım saat oturup gittiler ve bize alan açılmış oldu. Doğrusu o müzisyenler o kadar sıkışık yerde nasıl çalışabildiler anlayamadım. Solist de bu durumdan şikayetçiydi.
Yerimiz şimdi biraz daha güzeldi yemeklerimiz geldi rakılar açıldı sohbetler eşliğinde gece güzelleşmeye başladı. Güzeldi ancak bir anda tavan açılınca soğuğu bir güzel yedik. İçerisi sigara dumanıyla dolduğundan açmaları gerektiğinin bende farkındayım. Sadece çok fazla açık tutmaları beni rahatsız etti. Hadi ben kazak giymiştim ama yanımızdaki kızlar o incecik kıyafetleriyle sanırım donuyorlardı. Gerçi gece boyunca oturmadan oynadıkları için belki de en çok ben üşüdüm. Dağ başında kamp atarken bu kadar üşümedim doğrusu :-) . Şefe bir işaretle tavanı kapatmasını söyledim. Tavan tam kapanırken sürpriz... Kumandanın pili bitti ve o tavan yarım saat daha açık kaldı. Araba kullanacağım için ben iki dubleden fazla içmeyecektim. Tavan açıksa rakıya devam. Isınmak lazım. Merak etmeyin alkollü araba kullanmadım. Başka bir arkadaşımız bizi evlerimize bıraktı.
Şımartan samimi bir mekan
Öte taraftan şımartan yanlarıda yok değil şımarık meyhanenin. Burası daha çok içerek efkarlanmak istemeyen ve eğlenmek isteyen insanlara uygun bir yer. Açıkçası bu aralar bana hitap ettiğini söyleyemem. İnsanlar burada çok samimi sohbetler kurabiliyor. Gerçi rakı sofrasında samimi sohbet kurulmadığı görülmüş şey midir? Özellikle masalar bu kadar sıkışık olunca çok daha doğal. Sıkışıklıktan bahsetmişken yan masayla yaşadığımız ilginç bir sohbeti anlatmak istiyorum.
Bu sohbetin başlangıcı iki masanın birleşmesi ile oldu. Dayanamayıp masayı birleştirmişler. Yaşça oldukça büyük ablaların olduğu bir masaydı. İsimlerini hatırlayamıyorum ama biz onlara kızlar diye hitap ediyorduk. Çocukları filan evlenmiş, torunları da var ama ruhları hala gençti. İçlerinden bir tanesi "buraya gelmek için kocama, cenaze mevlüdüne gittiğimi söyledim" dedi. Bizim masayı bir kahkaha aldı götürdü. Yan masadan gelen bolca ikram da bizi sevdiklerini gösterdi doğrusu. Bizde onları sevdik :-) .
Şımartan bir mekan, çünkü insanlar buraya kendilerini şımartmak için geliyorlar. Herkes utanmadan çekinmeden oynuyor. Belki de bu şekilde dertlerini unutuyorlardı çünkü bazı insanların gözlerinde o yorgunluğu gördüm. İnsanlar masalara çıkmaya başladıklarında anladım ki burası çok daha kızışacak. Doğrusu oynayacak yer de yok ne yapsın insanlar tabi ki de masalara çıkacaklar. Sonrasında ne kadar da dansöz sever bir millet olduğumuzu anladım. İçeriye girer girmez herkes ayaktaydı. O sırada arkadaşım "şu manzarayı görüyorsun değil mi?" dedi. Evet diyerek karşılık verdim. O da bana gülerek "işte bu yüzden Avrupa Birliğine giremiyoruz dedi". Haklıydı ama insanlar eğlendiği sürece bir sorun yok :-) . Ayrıca gece sonunda nasıl oldu da o masaların arasında halay çektiler anlamam mümkün değil... Rakının gücü adına!
Sonuç olarak
Burada gördüklerimi aktarmaya çalıştım. Aslında bol bol fotoğraf çekimi de yaptım ancak insanların mahremiyetine saygı göstererek bunların yüklemesini yapmadım. Sıkışıklık konusunda ise belki hafta sonu yoğunluğu etkili olmuştur belki de hep böyledir bilmiyorum; ancak bir kez daha gitmek istemediğim bir yer olarak kara listeme girdi. Biz blog yazarları iyi biliriz kaybettiğin bir takipçiyi tekrar kazanmak zordur. Aynı şey bence onlar içinde geçerli olmalı.

Herkese güzel bir hafta sonundan merhaba! Bugün sabah erken uyanıp Doctor Who yazı dizimin üçüncü bölümünü yazmak istedim. Aslında bu bö...

Savaş Doktoru - John Hurt: "Ne Yaptıysam Barış ve Huzur İçin Yaptım" Savaş Doktoru - John Hurt: "Ne Yaptıysam Barış ve Huzur İçin Yaptım"


Herkese güzel bir hafta sonundan merhaba! Bugün sabah erken uyanıp Doctor Who yazı dizimin üçüncü bölümünü yazmak istedim. Aslında bu bölümde Doctor Who denilince akla gelen iki önemli unsurdan biri olan, yani sonik tornavidadan bahsetmek istemiştim; ancak İngiliz aktör John Hurt'ın ölümü üzerine, ustaca canlandırdığı savaş doktoru karakterini yazmak istedim...
Ne yazık ki John Hurt bugün hayata gözlerini yumdu. Oynadığı filmleri ve dizileri her zaman beğenerek izlemişimdir. Doctor Who dizisinde sadece üç bölüm oynamış olsa da canlandırdığı savaş doktoru karakteri ve usta oyunculuğuyla herkesin beğenisini kazandı. Artık aramızda olmayan John Hurt, umarım huzur içinde yatarsın.

Savaş Doktoru

Savaş doktorunun yaşamı ve hikayesi bildiğimiz diğerlerine benzemiyor. Klasik seri 8. doctor yani Paul McGann ile sona eriyor. Daha doğrusu araya giriyor diyelim. Çekimlerine tekrar başlanılan ve yeni seri olarak adlandırılan bölüm ise 9. doctor'un yani Christopher Eccleston'ın gelip Rose Tyler ile tanışmasıyla başlıyor. Savaş doktorumuz yeni serinin hemen öncesinde var olmuştur. Bu arada şunu hatırlatmak isterim ki, savaş doktoru seride karışıklık olmaması için hayranları tarafından verilen bir isim.
John Hurt'ın Doctor Who dizisinde rol alacağı haberleri hızla yayılırken, onun bir sonraki doctor olacağını düşünmüştüm. Bu konuda yalnız değildim. Benim gibi bir çok kişi böyle düşünüyordu. Son dönem doctorları yani Christopher Eccleston, David Tennant ve Matt Smith oldukça gençlerdi. Özellikle Matt en geç doctor olma özelliğini elinde bulunduruyor. John Hurt geçmişe baktığımızda doctor tanımına çok da uygundu aslında. Biraz yaşlı, biraz huysuz... Yani rolünü çok güzel oynayabilirdi. Biz onu gelecek doctor olarak beklerken geçmişten gelen bir doctor oldu ve geçmişten bize çok şey anlattı.
Yeni seride doctor her zaman büyük bir gizemi saklamaya çalıştı. Bazen ufak ipuçları ve itiraflar oluyordu ama aklımızda bazı şeyler tam oturmuyordu. Doctor aniden hüzünleniyor ve yorgun bakışları diğerleri tarafından fark ediliyordu. Yukarıda saydığım bu üç doctor aynı geniş konunun parçaları oldular. Bir bakıma savaş doktoru bu üç karakterin içerisinde kendilerine karşı vermiş olduğu savaşı bitirdi. Peki neydi bu savaş? Bu yazı dizisinde spoiler vermek istemiyordum ama zaten doctor who hiç izlemediyseniz bu yazıyı da okuyor olmazdınız. O yüzden anlatayım gitsin :-)

No More

Savaş doktoru bunu hep söylerdi. Daha fazlasını istemiyordu. Büyük bir savaşın yani son büyük zaman savaşının içinde bulmuştu kendini ve tanıdığımız doctor olmasına bu büyük engeldi. Evrenin barış ve huzuru için ne kadar ileri gidebilirdi? Eğer bu savaş bitmezse tüm evreni etkileyecekti ve savaş doctoru her ne pahasına olursa olsun bu savaşı bitirmek istiyordu. Bunun içinse An adı verilen bir silahı kullanmıştı. Tüm dalekleri, zaman lordlarını ve kendi gezegeni olan Galiiffrey'i içinde yaşayan tüm canlılarla birlikte yok etmişti. Sadece savaşçılar değil. Kadınlar, siviller ve hatta çocuklar... Tanıdığımız doctor karakterinin yapabileceği bir şeye benzemiyor değil mi? Yapmıştı ve zamanda bozulma olmaması için bunu düzeltmiyordu, düzeltemiyordu. Savaş doktoru ortaya çıkana kadar bizde dahil olmak üzere herkes (gelecekteki rejenerasyon geçiren doctorlar dahil) bunu böyle biliyordu.
Doctor Who bu yaptığının ağırlığı altında uzay ve zamanda yolculuk ediyor ve herkese yardım ediyordu. Bu yaptığı yardım üzerindeki bu ağır yükü azaltmasına yardımcı oluyordu. Doctor who 50. yıl özel bölümü bu yükle yüzleşme fırsatı vermişti. Geçmişte yaptıklarımız geçmişte kalır ve pişman da olsak bazı şeyleri değiştiremeyiz. Bahsi geçen konu zaman lordları olduğunda keşke dedikleri şeyleri düzeltmek adına fırsat bulmaları bizi şaşırtmıyor. Savaş doktorunun yaptıklarından dolayı, gelecekte ki diğer doctorlar onu affetmiyordu. Aslında bunu yapan aynı kişiydi ama hiç bir doctor, bir zamanlar o kişi olduğunu kabul etmek istemiyorlardı. 50. yıl özel bölümünde John Hurt yani savaş doctor'u bu savaşı bitirirken yalnız değildi.
10. ve 11. Doctor yani David ve Matt bu sefer bunu yanlız yapmalarına izin vermediler. Geçmişte yaptıkları şeyin sorumluluğunu bölüşmek istediler. Bu noktada uzunca bir süredir saklı olan bir gerçeği öğrendiler ve aslında bu soykırımı yapmadan, savaş anını Durağanlık Küpü'nde dondurarak bu savaşa bir son verdiler.
Savaş bitmişti ama sona ermemişti. Belki ilerleyen bölümlerde dondurulan bu savaş devam edebilir ya da savaş doctoru'na bir kez daha ihtiyaç duyulabilir. Uzun yıllardır devam eden bu dizide John Hurt gibi usta bir oyuncunun izini görmek gerçekten güzel. Doctor Who hiç izlememiş dahi olsanız 50. yıl özel bölümünü adeta bir film tadıyla izleyebilirsiniz. Aşağıda Doctor Who yazı dizimin bir geçmiş yayınlarını okuyabilirsin. Benden şimdilik bu kadar. Kendinize iyi bakın...
Doctor Who - Doğum Sancıları
TARDIS – Something old, Something blue

Geçen ay yapmış olduğum bir hiking ve kamp etkinliği sonrası çekmiş olduğum fotoğraflardan ve videolardan ufak bir klip hazırlamak isted...

Film Siteleri Neden Kapatılmıyor? Film Siteleri Neden Kapatılmıyor?


Geçen ay yapmış olduğum bir hiking ve kamp etkinliği sonrası çekmiş olduğum fotoğraflardan ve videolardan ufak bir klip hazırlamak istedim. Çok güzel bir gün geçirmiştim ve bu günü instagram hesabımdan paylaşmak istemiştim. Hazırladığım bu klibi yüklediğimde saniyeler içerisinde daha yayınlanmadan telif hakları nedeniyle kaldırıldığı yönünde bildirim alıyordum. İlk başta bunun eklediğim müzikle alakalı olduğunu düşünmüştüm. Ses dosyasının tüm verilerini kaldırıp tekrar yükleme yaptığımda ise yine aynı sorunla karşılaştım. Gerçekten de ses dosyasıyla ilgiliymiş. Üzerindeki verileri kaldırmış olmama rağmen video yayınlanmadı bende uğraşmayı bıraktım. Bu sabah yüklemek istediğim bir dakikalık bir video telif hakları nedeniyle silinirken neden film siteleri bir çok telif hakkını çiğnedikleri halde kapatılmıyorlar diye düşündüm ve bunun hakkında yazmak istedim.

Aslında sadece film siteleri değil instagram'a da sinir olmadım değil. Ben patikadır, ormandır dağın tepesine gece çökmeden ulaşıp çadır atmaya çalışırken bir de video hazırlamak için duruyorum arkadaki müzik dolayısıyla sen engelliyorsun. Yasa dışı her içeriğe karşıyım ve yaptıklarından dolayı onları tebrik ediyorum; ancak aklıma bir soru takılmıyor da değil. Kızın biri dans ederken video çekip üzerine de oldukça popüler müzikler ekleyip instagram'a yüklediğinde neden onun videosu yayınlanıyor ya da neden kaldırılmıyor? Neyse bu başka bir yazının konusu olsun, instagramla sonra hesaplaşırız :-)

Film siteleri neden kapatılmıyor?


Film siteleri neden kapatılmıyor yerine, illegal film siteleri neden kapatılmıyor demek daha doğru olur. Bu iş de bir çeşit emek hırsızlığı. Video dosyalarını barındırmadıkları ve uyarı yazısı aldıkları taktirde film sayfalarını erişimden kaldırdıkları için pek problem yaşamadıkları yönünde bazı forumlarda haberler okudum. Aynı forumun devamında ise bu işi yapanların yurt dışında yaşadıklarından ve yüklemelerin herkese açık platformlara yapıldığından sorun çıkmadığından bahsedilmiş.

Bence asıl sorun buna göz yumuluyor olması. Hatta buna çok güzel örnek olabilecek Süleyman Demirel'in söylediği bir söz var: "Genelevleri kapatalım da millet bizi mi sevsin?". İşte film siteleri de aynı bu hesap. Bu işi yurt dışından yapıyor ve herkese açık platformlara yükleme yapıyor dahi olsalar, çok hızlı şekilde bunların kapatımı yapılabilir. Yıllar önce Tarkan'ın yeni şarkısı Rus sosyal ağı Vkontakt üzerinde paylaşılmıştı ve Vkontakt tüm Türkiye'de erişime kapatılmıştı. O şarkıya ait videolar silinmişti. Ses dosyaları silinmişti. Yani devletlerin bu tarz durumlarda ortak çalışabilmek için yeterince etkileşim halinde olduğunu düşünüyorum.

Devletin bu duruma etkin bir şekilde el atabileceğinin bir diğer kanıtından bahsetmek istiyorum. Bir kaç yıl önce Türkiye'de ünlü bir oyuncunun başına istenmeyen cinsel bir durum gelmişti. Ülke çalkalanmıştı ve tüm Türkiye'de virüs gibi yayılan o görüntüler temizlenmişti. Devlet istedi, devlet yaptı. Bir diğer örnek ise yaklaşık bir yıl önce ben Rusya Federasyonu'nda yaşarken meydana geldi. Suriye de oluşum gösteren terör örgütü ışid, daeş, daiş, daeş (o kadar farklı isim taktılar ki beynim yandı) artık her ne ise, Rusya'ya çok tehditkar şiddet dolu bir video göndermişti. Tüm sosyal ağlarda ve internet de farklı sitelerde bu video gösterime sunuldu. Bir gün içerisinde bu video internetten tamamen temizlendi. Yani bir devlet istediğinde bir gün içerisinde bu durumlara el atabilir.

Devlet elinde bulundurduğu güçten dolayı devlettir ve istediği taktirde tüm illegal yapılanmaların önüne geçebilir ve geçmelidir. Aynı durum korsan kitap ve elektronik kitaplar içinde geçerli. Bu tarz emek hırsızlıklarının önüne geçilmeli ve mümkünse özellikle kitaplardan alınan her türlü vergi kaldırılmalı ve kar yüzdeleri sınırlandırılmalıdır. İnsanlar öğrenmeye teşvik edilmeli, engeller temizlenmeli!

Herkese merhaba. Bugünkü yazımda Star Wars severlerin bir çoğunun düşündüğü bir konuyu ele almak istedim. Anakin Skywalker seçilmiş kişi...

Skywalker: Güce Denge Getiren Skywalker: Güce Denge Getiren


Herkese merhaba. Bugünkü yazımda Star Wars severlerin bir çoğunun düşündüğü bir konuyu ele almak istedim. Anakin Skywalker seçilmiş kişi miydi ve güce denge getirdi mi? Star Wars çok ama çok geniş bir evreni içinde barındıran bir yapıt. Filmleri, kitapları, dizileri, oyuncakları, kıyafetleri, aksesuarları... Bu liste böyle uzar gider. Bu denli geniş bir bir pazara sahip olması, geniş bir hayran kitlesine sahip olduğunu gösteriyor. Başlamadan önce bir uyarı yapmak isterim. Eğer Star Wars filmlerini hiç izlemediyseniz ve izlemeyi düşünüyorsanız bu yazıyı okumadan sayfayı terk etmenizi öneririm. Hemen hemen seninin her filmden bahsedecek ve kilit konulara da değineceğim için, filmden alacağınız keyfin azalmasını istemem.
Star Wars bu yazıyı yazdığım 2017 yılı itibariyle 7 filmden oluşuyor. Bir de geçtiğimiz günlerde çıkan ve bir Star Wars hikayesi olarak lanse edilen Rogue One filmini de eklersek 8 film var diyebiliriz. Bunun üzerine gelecek 2 film için beklemekteyiz. Bu yazının kaynağı olarak öncül üçleme ve orijinal üçleme serisinin son filmi olan Jedi'nin dönüşü filmlerini baz aldım. Bu serilere ufak bir dokunuş yapıp asıl konumuza geçeceğim.
Öncül üçleme: Bizlere filmin ana karakterlerinden olan Dart Vader'ın yani Anakin Skywalker'ın geçmişini anlatan seridir. Kanında hiç bir Jedi da bu denli olmayan midichlorian değerleri ile bulunan çocuk eğitilmek istenmez. Buna karşın onun seçilmiş kişi olduğuna inanlar da vardır. Sahip olduğu gücün farkında olan ve büyük bir şöhrete sahip genç Skywalker'ın içinde bastıramadığı öfkesi ve çaresizliği ile karanlık tarafa geçişinin anlatıldığı üçlemedir. Orijinal seriden sonra çekildiğini de hatırlatalım.
Orijinal üçleme ve Jedi'nin dönüşü: Başlangıç serisi olan üçlemeye orijinal üçleme adı veriliyor. Bu seride evrende hiç bir Jedi şövalyesi kalmamıştır (gerçekte iki tane hala yaşamaktadır) ve İmparatorluğun evrenin her köşesine saçtığı karanlık karşısında, azınlıkta bulunan direniş güçlerinin karanlığa karşı mücadelesini izliyoruz. Serinin Jedi'nin dönüşü olarak adlandırılan son filminde genç yaşta karanlık tarafa geçen ve hayatını burada geçiren Dart Vader babalık duygusu mu, aydınlık tarafın gücü mü, ne desem bilemedim İmparatoru hazırlıksız yakalayarak yok ediyor ve evren bir dakikalığına güzelleşiyor. Böyle dediğime bakmayın sonu çok üzücüdür.
Güç dedin, denge dedin ne anlatıyorsun sen?
Tamam kabul ediyorum biraz uzun bir giriş oldu ama yazının devamı için gerekliydi. Güçte denge olarak hangi profili ele aldığımız önemli. George Lucas'ın açıklaması ile başlayalım. Lucas, "Sithler gücü kullanış şekilleri ile güçte (karanlık ve aydınlık) dengesizlik meydana getiriyorlardı. Yaptıkları galaksiyi iyi etkilemiyordu ve Anakin Skywalker İmparatoru ve kendisini yok ederek güce dengeyi getirmiş oldu." diyor. George Lucas ve Jedi şövalyeleri Sithlerin yok edilerek güçte dengenin kurulacağını düşünüyorlardı.
Ben de George Lucas gibi Anakin Skywalker'ın güce denge getirdiğini düşünüyorum; ancak bunu İmparatoru öldürerek yaptığı konusunda onunla hemfikir değilim. Aksine İmparatorun büyük desteği ile dengeyi getirme fırsatını buldu. Bin yıldır ortalıkta hiç Sith görülmüyor ve nesilleri yok oldu sanılıyor. Bu süre zarfında Cumhuriyet Jedi şövalyelerinin koruması altında güçlü bir yönetim sergiliyor. Yüzlerce hatta binlerce Jedi, Jedi konsolunun emirlerine göre hayatlarını sürdürüyor ve ardı ardına gücü kullanacak yeni çocuklar eğitiliyordu. Şöyle düşünün elimizde bir terazi var, eşit durması için ne yapmamız gerekiyor? Ağırlıkları eşitlemeliyiz. İki karanlık güç kullanan Sith, binlerce Jedi karşısında... Sizce de bir dengesizlik yok mu? Sithler gücü daha etkin kullanma adına "rule of two" yani hep iki kişi olmuşlardı. Ne eksik ne fazla. Bir usta bir çırak. Bu onların kendi tercihiydi tabi. Eğer öncül üçleme halinde duruma bakarsak güçte bir dengeden bahsetmenin mantıklı olmadığını düşünüyorum. Dart Maul, Obi-Wan Kenobi tarafından öldürüldü ve eğer Anakin müdahale etmeseydi Mace Windu belki İmparatoru öldürebilirdi. Eğer böyle olsaydı güce denge gelir miydi? Görüyoruz ki iki Sith, Jedi şövalyeleri ile terazide dengeyi sağlayamıyor.
Bence Anakin Skywalker, İmparatorun da yardımıyla güçte bozulan dengeyi, tüm Jedi şövalyelerini yok ederek geri getirmiş oluyor. İki Sith ve iki Jedi. Yani demem o ki, Anakin Skywalker dengeyi kurduğunun farkında olmayarak kehaneti gerçekleştirdi ve seçilmiş kişi olduğunu gösterdi. Sithler politik ve akılcı stratejileri ile çevresel faktörleri de arkasına alıp binlerce yıldır Jedi şövalyelerin savunmasıyla var olabilen cumhuriyete son verip yönetimi eline aldı.
İki Sith ve iki Jedi kalmışlardı. Tam bu noktada orijinal üçleme başlıyor. Ben bu seride güçte dengenin sağlandığını düşünüyorum. Hayatta kalan Yoda ve Obi-Wan Kenobi mücadele etmek yerine uzunca bir süre inzivaya çekilmişlerdir ve İmparatorluk gün geçtikçe güçlenmiştir. Obi-Wan Kenobi ve Yoda öldükten sonra yaşayan tek Jedi Luke Skywalker oldu. Dart Vader, İmparatoru ve kendisini yok ettiğinde, karanlık güç ve aydınlık güç arasındaki dengelerle tekrar oynanmış oldu.
Skywalker'ın babasının kim olduğunu bilmediğimiz için güç tarafından yaratılmış olduğunu benim gibi düşünenler var. Belki yanılıyorumdur ya da eksik bir bilgiye sahibimdir; ancak eğer öyle olduğunu yani Anakin Skywalker'ın güç tarafından yaratıldığını var sayarsak. Öncül üçlemede sürekli değişen ruh halini anlamış oluruz. İçinde aydınlığı ve karanlığı taşıyorsa bunlar da onun davranışlarını etkiliyordur. Luke Skywalker'ın ölmesine belki de Anakin Skywalker'ın yani Dart Vader'ın içindeki saf güç engel olmuştur. Eğer Anakin Skywalker güç tarafından yaratılmışsa...
Luke Skywalker daha sonrasında yeni bir Jedi nesli eğitmek için uğraştığı sırada, güç kendi içerisinde dengeyi sağlamak için bu kez karanlık taraf üzerinde toplandı. Yani karanlık olmadan aydınlık, aydınlık olmadan da karanlık olmuyor ve güç kendi içerisinde dengeyi farklı kişiler üzerinde yoğunlaşıp gerçekleştiriyor. Yeni serinin ilk filmi olan "The Force Awakens" filminde, Sith olmayan ama karanlık gücün yeni kullanıcılarıyla tanışmış olduk. Devam filminde bizleri neler bekliyor bekleyip göreceğiz. Yorumlarınızı bekliyorum
Star Wars gerçekten çok geniş ve ayrıntılarla dolu bir bilgi birikimine sahip. Yukarıda yazdıklarım kendi görüş ve düşüncelerimdir. Eklemek istediklerinizi, eleştirilerinizi ya da kendi düşüncelerinizi aşağıya yorum olarak bırakırsanız çok sevinirim. Güç sizinle olsun :-)

Doctor Who serime kaldığım yerden devam ediyorum. Kahvem hazır, arkama iyice yaslandım ve keşke bir tane bende de olsaydı diye iç geçiri...

TARDIS - Something Old, Something Blue TARDIS - Something Old, Something Blue


Doctor Who serime kaldığım yerden devam ediyorum. Kahvem hazır, arkama iyice yaslandım ve keşke bir tane bende de olsaydı diye iç geçirip durdum ve yazıma başlamaya hazırım. Doctor Who serisinin bir önceki makalesi olan "Doğum Sancıları" isimli yazımı da okumanızı tavsiye ederim. Hadi başlayalım, bekle bizi TARDIS...

TARDIS - Time And Relative Dimension In Space

TARDIS bir uzay aracı ya da modeli değildir. Tüm kabiliyetlerinin arasından bir araç olma özelliğini alır ve bu şekilde yorumlarsak bizi asla affetmez. Doğru duydunuz affetmez; çünkü üstün mühendislik harikası bir kişinin elinden çıkma bir şey değildir, canlıdır. Etten kemikten olmayan ama bilinci ve ruhu olan bir canlı olarak tarif edebiliriz sanırım. Matt Smith ona sexy derdi mesela :-) . Neyse başlar başlamaz konuyu saptırmayalım. Zaman lordları tarafından yaratılmıştır. Tıpkı canlılar gibi onlarda yetiştirilirler. 6. sezon "The Doctor's Wife" bölümünde bir insan olarak da karşımıza çıkmıştır. Doctor'u biraz mahcup etmiştir, İdris ablamız :-) .

Adını açılımının baş harflerinden almıştır; Time And Relative Dimension In Space. Türkçesi de Uzaydaki zaman ve izafi boyut'tur. TARDIS'in bir çok özelliği olduğundan bahsetmiştim. Birazdan bunlardan sırayla bahsedeceğim ancak neden bir polis kulübesi şeklinde olduğunu anlatayım. Normalde bulunduğu ortama ayak uydurabilen bir mekanizmaya sahiptir. Buna bukalemun devresi deniyor. 1963 yılında çıkan "An Unearthly Child" isimli ilk bölümde, Doctor, Susan ve Barbara ve Ian taş devrine bir yolculuğa çıkarlar. Bu zorunlu bir yolculuk olmuştu ancak buraya indiklerinde Susan, TARDIS'in değişmediğini görür ve şaşırır. Tam bu noktada bozulan bukalemun devresini Doctor düzeltmez ve bundan sonra TARDIS büyük, mavi bir polis kulübesi formunda kalarak evrenin ve zamanın her yerinde bulunur.
İçi dışından daha büyük

Zaman ve mekan kavramları dizide oldukça yoğun işleniyor, yoğun ve alışılagelmişin dışında. Dışarıdan normal bir polis kulübesi gibi görünen TARDIS, içerisinde tam olarak bilemediğimiz bir alan içeriyor. Öyle ki içerisinde kütüphane, havuz, odalar ve bir çok koridor mevcut. Bunlara ek olarak yeni odalar eklenebilir, değiştirilebilir ya da eksiltilebilir.

Tardis - İçi Dışından Büyük

Zaman ve mekan kavramları dizide oldukça yoğun işleniyor, yoğun ve alışılagelmişin dışında. Dışarıdan normal bir polis kulübesi gibi görünen TARDIS, içerisinde tam olarak bilemediğimiz bir alan içeriyor. Öyle ki içerisinde kütüphane, havuz, odalar ve bir çok koridor mevcut. Bunlara ek olarak yeni odalar eklenebilir, değiştirilebilir ya da eksiltilebilir.


Harry Potter serisinde Hermione'nin çantası, kullandıkları çadır ve "Fantastik canavarlar nelerdir nerede bulunurlar?" isimli filmde kullanılan bavuldaki boyut farklılıklarına Doctor Who'nun ilham verdiğini söylesem sanırım pek karşı çıkan olmaz. Öyle ki "TARDIS" kelimesi artık içi dışından büyük görünen herhangi bir şeyin adı olmuş.

Uzay ve zaman makinesidir

İster şehirler arası, ister yıldızlar arası seyahat yapabilir. Bakkala bile gidebilir yani onun için mesafelerin bir önemi yoktur. Öyle ki evrenin sınırlarına bile gitmişliği vardır. Belirli mesafeler arası ne kadar uzak olursa olsun yolculuk algılayabildiğimiz bir şey; ancak TARDIS buna ek olarak zamanda da yolculuk yapabiliyor. Zamanın başlangıcından, sonuna kadar... Ne yazık ki zaman hakkında bildiklerimiz o kadar kısıtlı ki dizideki zaman kavramlarını çoğu zaman anlamıyoruz.



Elbette suyla çalışmıyor bu. Bu denli uzun mesafeler ve zaman yolculukları için bir nevi güneş enerjisi kullanıyor. Merkezinde zamansal anlamda dondurulan bir güneşin yarattığı enerji var. Bazı durumlarda gereken yüksek güç ihtiyacı için Doctor'un bir kaç güneşi yok ettiğini biliyoruz.

İniş ve kalkışlarda TARDIS güçlü bir ses çıkarır. Bu sesi çıkarmasının sebebi Doctor'un el frenini açık bırakmasıdır. Aşağıda bu sesi dinleyebilirsiniz, sizin için ekledim. Doctor'un TARDIS'i çok iyi kullanmadığını düşünebiliriz ancak bu şekilde kullanmaktan zevk aldığını gördüğümüzden bu konuda yorum yapamıyorum. Normal şartlarda TARDIS altı kişi tarafından kullanılır ama Doctor kaç tane zaman lordunu cebinden çıkarır bu ayrı bir konu.

[audio mp3="http://www.dunyaliadam.com/wp-content/uploads/2017/01/tardis.mp3"][/audio]

İletişim sorunlarını çözer

Yüzlerce ırk ve canlı tek bir dilde konuşmuyorlar elbette. Hatta aynı canlılar farklı zamanlarda farklı şekilde anlaştıklarından bir uzay ya da zaman yolculuğunda TARDIS aradaki tüm bu engellere köprüler inşa ediyor. Her yazıyı ve dili herkesin anlayacağı şekilde çeviriyor. İstisnai durumlar olduğu da doğrudur. Odanızda bir gece bir TARDIS belirirse eğer korkmayın kapıyı çalın konuşun. :-) .

Değişir, Evrimleşir

Yukarıda TARDIS'in yapılmadığından, yetiştirildiğinden bahsetmiştik. kendi içerisinde farklı bir sistemi bulunduğunu ve içerisinde farklı değişimler gerçekleştirdiğinden bahsetmiştik. Benzer bir durum dış yapısı için de geçerli. Doctor rejenerasyon geçirdiğinde TARDIS de belli bir değişim geçirir. İç döşemeler filan değişir işte... Bazen de dış görünüşü değişir. Biraz daha büyük ya da biraz daha genişler. Bunun belli bir sisteme göre olduğunu düşünmüyorum ve yanlış hatırlamıyorsam bundan dizi de hiç bahsedilmedi ancak görsel olarak bize sunuldu. İdris ablaya el sallayın :-D


Sadece dizi hayatında bir terim olarak kalmayıp gerçek hayatta da anlamlı bir hale gelmiştir TARDIS. Mesela 1984 yılında keşfedilen bir asteroide TARDIS adı verildi. Yukarıda bahsettiğim gibi "TARDIS" kelimesi artık içi dışından büyük görünen herhangi bir şeyin adı olmuş durumda. #003b6f numara renk kodu artık TARDIS mavisi adını aldı. Dünyanın her yerinde TARDIS adında kafeler, oteller ve farklı konseptlerde yapılar bulunuyor. Aynı zamanda tıpkı Star Wars evreninde olduğu gibi Doctor Who ve TARDIS ürünleri tüm dünyada satış halinde. Doctor Who bize sadece bir dizi değil, çok geniş bir evren veriyor.

Çok kez rüyamda bir TARDIS ile zaman yolculuğu yapmışlığım vardır. Bunu dizinin üzerimizde bıraktığı güzel etkiye veriyorum. Sonuçta şu an yapamadığımız şeyler imkansız hayaller değil, yapmamızı sağlayacak sebeplerdir. İnsan doğası gereği her şeyi yapmak ister. Bir gün uzay ve zaman yolculuğu yapacağımıza da eminim. Bunu göremeyeceğimden de eminim; ancak bir gün zaman da yolculuk olursa kim bilir, belki gelecekten gelecek bir misafirim olur. Buradan gelecekteki bilim adamlarına sesleniyorum: gelecekseniz TARDIS formuyla gelin de şaşırma ya da açıklama ile zaman kaybı yaşamayalım :-) . Umarım yazımı beğenmişsinizdir. Bir sonra ki hafta, Doctor Who yazı dizime yeni bir yazıyla devam edeceğim. Yakın bir süreçteyse adım adım TARDIS maketi yapacağız. Haberdar olmak için mail adresini bırakabilirsin.

Son zamanlarda odaklanma ile ilgili ciddi bir problem yaşıyorum. Hemen hemen tüm günümü hazırlanmakta olduğum sınavlara ayırıyorum. Bun...

Dört Duvar Arasında Motivasyon Arttırma Dört Duvar Arasında Motivasyon Arttırma


Son zamanlarda odaklanma ile ilgili ciddi bir problem yaşıyorum. Hemen hemen tüm günümü hazırlanmakta olduğum sınavlara ayırıyorum. Bunun yanında kalan boş vakitlerimde ise kitap okuyorum. Fırsat buldukça da kendimi dışarı atıp fotoğraf çekiyorum ama bu fırsat oldukça az geçiyor elime. Bir kaç günlüğüne bir dağa gidip kamp yapabilsem çok iyi geleceğine eminim fakat şimdi önceliklerime odaklanmalıyım. Demem o ki, bu dört duvar arasında odaklanmamı sağlamak için motivasyonumu yükseltmeliyim. Gel buraya motivasyon!

Hapsolduğu dört duvarın arasında her gün aynı şeylerin tekrarlandığı monoton yaşamdan sıkılan ve hayatını bir bisiklet ile tamamen değiş...

Hayata Yolculuk: Hasan Söylemez Hayata Yolculuk: Hasan Söylemez


Hapsolduğu dört duvarın arasında her gün aynı şeylerin tekrarlandığı monoton yaşamdan sıkılan ve hayatını bir bisiklet ile tamamen değiştiren birisi Hasan Söylemez. Bir bisiklet, sıfır lira, sekiz ay ve on bin kilometre! pek çok insanın yapmak istediği ancak yapamadığını, zincirlerini kırarak gerçekleştirdi. Onun aklını kaçırdığını da düşünenler oldu elbet. Her şeyin yanlış olduğu yerde, doğru yanlış olur. O aklına koyduğunu yaptı ve bizimle bu harika yolculuğunu paylaştı. Bu güzel kitabın adı Hayata yolculuk...

Hayata yolculuk: Bir bisiklet, sıfır lira, sekiz ay ve on bin kilometre!


Bu yolculuğa çıkmadan önce hayatında köklü değişiklikler yapması gerekti. Yıllardır bisiklet sürmüyordu ve onunla Türkiye'yi gezmeyi planlıyordu. Sigara kullanıyordu ve gitmesi gereken bir işi vardı. Yani herkesin sahip olduğu bahanelere sahipti aslında. Kime bisiklet sür desem bana bunları söylüyor. Hasan Söylemez işini bıraktı, sigarayı bıraktı ve her şeyden belki de daha zor olan parayı tamamen ardında bıraktı. Bisikletini tanıdı ve hakkında her şeyi öğrendi. Bu süreçte bir çok dost edindi.

Yola çıkmaya hazırdı ve en zor olan ilk adımı atması gerekiyordu. Onun bu yaptığına çılgınlık gözüyle bakanlar, inanmayanlar oldu fakat herkesin aslında onun bu yaptığına imrendiğini düşünüyorum. İstanbul'dan yola çıkıp tüm Türkiye'yi bisikletiyle parasız dolaşan bu adam kimi zaman bizi üzen kimi zaman güldüren her tecrübesini bizlerle Hayata Yolculuk kitabında paylaştı.

Daha önce McNeils on wheels – 2 yılda 20.000 kilometre isimli yazımda Pete ve Alice McNeil çifti'nin İngiltere’den Yeni Zelanda’ya kadar 20.000 kilometrelik bisikletli yolculukları hakkında bir yazı yazmıştım. Bu tarz yolculukların Türkiye'de de yapıldığına insanlarımız pek inanmıyor doğrusu. Onları yolda görmek ülkemizde normal karşılanıyor ama aslında bir Türk'ü yolda görmeye de şaşırmıyorlar; çünkü onu da yabancı sanıyorlar. Asıl mesele Türk olduğunu öğrendiklerinde başlıyor. Hasan Söylemez de bu konuya kitabında sık sık güzel dokunuşlar yapıyor. :-)

Güzel anlatımı ve akıcılığıyla bir gece de bitirebileceğiniz bu güzel kitabın bir yan etkisi olduğu konusunda sizi uyarmalıyım. Tüm hayatınız gözlerinizin önüne gelecek ve neden bende gidemiyorum diye kendinize soracaksınız ve için için başınızı alıp gitmek isteyeceksiniz. Gitmemeniz için bir sebep yok!